16 Aralık 2017 Cumartesi
 EN
 TR
 Twitter
 Facebook

Apollon Smintheion

SMINTHEION-GÜLPINAR KAZILARI

Apollon Kültü ve Kaynaklar:

Smintheion kutsal alanı, Troas bölgesinin önemli kült merkezlerinin başında gelmektedir. Bu önemi Homeros destanlarına borçluyuz. Öncelikle tanrı Apollon’un Troas bölgesinde onurlandırılmasını farklı tanımla Homeros’un İlyada destanında buluruz. Homeros’un İlyada’sında, Apollon Smintheus tapınağının rahibinin tanrıya yakarışı da kültün bölgedeki varlığına bir başka işarettir. Tanrının “sminthos” adı ile ilk kez Troas bölgesinde karşımıza çıkar. Homeros’un destanına ek olarak Strabon ve Aelianus’un kült konusundaki anlatımları kültün kökenine de ışık tutar. Ayrıca Smintheus kültünün özellikle Troas bölgesinde doğmuş ve gelişmiş bir kült olduğu kesinlik kazanmaktadır. Bu savı destekleyen yazıtlar son yüzyılda yapılan araştırmalarla tartışılmıştır. 

Araştırmalar:

Smintheion Troas bölgesinde Apollon’a adanmış en büyük tapınım merkezidir. Bu büyüklük sadece tanrı Apollon ile değil çevre ile olan bağlantısı ile de ön plandadır. Hem Alexandria Troas hem de Hamaxitos sikkeleri üzerinde yer alan Apollon tasvirlerinin yanı sıra yine sikkeler üzerinde tapınağın da yer alması çevre ile olan bağlantılarında dikkatleri günümüzde de üzerine çekmektedir. Kutsal alan çevresinde yer alan en önemli yerleşimler arasında Alexandria Troas, Hamaxitos ve Khryse sayılabilir. Özellikle Alexandria Troas kenti lokalizasyonu konusunda fazla bir zorlanma söz konusu değildir. Bununla beraber Hamaxitos ve Khryse antik kentlerinin Smintheion ile olan ilişkileri ve çevre ile olan bağlantıları günümüze kadar farklı yorumlarla gelmiştir. Çevrede yapılan araştırmalar ve kutsal alandaki bazı bulgular bu konulara açıklık getirecektir. Ancak daha önce ortaya çıkarılan ve Reinach tarafından ilk olarak yayımlanan Kulaklı köyünde ele geçen yazıt parçası daha sonra tekrar yorumlanmıştır. Sonradan bir meclis kararı olarak yorumlanan bu parça M.Ö. 3. ve 2. yüzyıla tarihlenirken, Apollon tapınağına konmuş bir adak olmalıdır. Bu yazıtta Khryse kenti sakinleri, tapınak çevresindeki hizmet yapıları ve Khryse ve Hamaxitos kentlerinin yakınlığından bahsetmektedir.

Strabon, Khryse ve Hamaxitos yakınlarındaki Smintheus ve kültünden uzun uzun bahsettikten sonra, Smintheus isminin Troas bölgesinde birçok yerde kullanıldığından söz eder. Yalnız önemli olan, hem antik kaynaklar hem de modern araştırma ve kazılar günümüz kutsal alanı Smintheion’un sadece Troas değil, Anadolu için de önemli bir kült merkezi olduğudur.

Coğrafya:

Smintheion kutsal alanı, Anadolu’nun kuzey batısında, Biga yarımadasının güney-batı köşesinde yer almaktadır. Bütün bu bölge bir plato sahası içinde yanardağ püskürtmelerinin farklı oluşumlarından meydana gelmektedir. Bu nedenle Gülpınar ve çevresi bir volkanik plato olarak tanımlanabilir yalnız bu oluşum smintheion kutsal alanı için geçerli değildir. Çünkü Smintheion kutsal alanı Gülpınar yerleşiminin son bulduğu alandan başlayarak denize kadar tortul kayaçlardan oluşmaktadır. Dolayısıyla kutsal alan, kurulmasına neden olan kutsal kaynağın fışkırdığı volkanik kayaların son sınırından denize kadar tamamen farklı bir oluşum sergilemektedir. Bu oluşum ise tortul kayaçlardan oluşmuş olup en başta kalker ve fosil yataklarını barındırmaktadır.

Gülpınar coğrafyasının oluşumu, smintheion kutsal alanının da var oluş nedenidir. Çünkü Apollon kutsal alanları genellikle su kaynaklarına yakın yerlerde veya smintheion kutsal alanı gibi doğrudan kaynak başına kurulmuştur. Bu kaynak yer aldığı bölgenin uzun bir süre aralıksız yerleşim görmesine neden olmuştur. Coğrafyanın elverişli olması, iklimin de desteklemesi ile çevrede ormanlık alanların yanı sıra, çalılıklar, meyve ağaçları, tarım arazileri ve bahçeleri ile yaşamı elverişli kılmaktadır. Bölge bu ayrıcalıklar nedeniyledir ki hem kutsal alan hem de Gülpınar yerleşimine ev sahipliği yapmaktadır.

Çevre:

1980 yılından beri yapılan kazılarda bu coğrafya üzerinde kutsal alanın varoluş nedeni kanıtlanmıştır. Öncelikle 19.yy araştırmacı, gezgin ve kazıcıları tarafından tapınak ve ona bağlı mimari parçalardan söz edilmesine karşın kutsal alan ve çevresi ile ilgilenilmemiştir. Bu nedenle geçmiş dönemlerde farklı amaçlarla yapılan çalışmalar tapınak ve sorunları ile ilgilenmekten öteye gidememiştir. Bundan dolayı tapınak adı dışında kutsal alan tanımı veya terimi bu yazı için çok daha dikkate değer bir tanımlama olmalıdır.

Özellikle son birkaç yıl içerisinde yapılan kazılar çok farklı sonuçlar doğurmuştur. Her yönüyle Antikçağ Anadolu’su için özgün olan ve var olmaya devam eden Apollon Smintheus tapınağı, temel seviyesine kadar tahrip edilmesine karşın daha önce yapılan araştırma ve kazılarda olduğu gibi kendi kaderine terk edilmemiştir. Bu bağlamda tapınak dışında var olması gereken yapılar ve bağlantıları son yıllarda gün ışığına çıkarılmaya başlanmıştır. Daha da önemlisi kutsal alanın çevre ile olan bağlantısı araştırılmaya başlanmıştır. Bu çerçevede yapılan araştırma ve kazılar önemli sonuçlar vermiştir.

Bugün klasik bir Osmanlı yerleşimi olan ve yamaca kurulan Gülpınar beldesinden kutsal alana baktığımızda, beldenin son binalarının yer aldığı bahçeler içine doğru sokulan bölgede tapınak ve alt tarafında kutsal alanın büyük bir kısmı görülmektedir. Varlığını borçlu olduğu bütün yerleşimler (bugünkü modern yerleşim yamaçta olsa da) erken dönemde olduğu gibi kutsal kaynak olarak ifade ettiğimiz su kaynağı ve çevresinde kendini göstermektedir. Buna bağlı olarak son yıllarda yapılan Gülpınar kazıları en erken kalkolitik döneme kadar ulaşmış bulunmaktadır. Çanakkale Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Turan Takaoğlu tarafından özveri ile yapılan 3. dönem kazıları ile Gülpınar’ın kalkolitik dönemi açığa çıkarılmaktadır.

Kalkolitik Gülpınar:

Smintheion kazıları 2004 yılından itibaren burada varlığı daha önce bilinen Kalkolitik dönem yerleşim üzerine de yoğunlaşmaya başlamıştır. Arkeometrik tarihlemelere göre yaklaşık olarak M.Ö. 4800 ve 4500 arası bir dönemde iskân edildiği anlaşılan Smintheion Kalkolitik yerleşimi, Troya öncesi Troas bölgesini karakterize eden bir dönemi temsil etmektedir. Smintheion yerleşimi kaba hatlarıyla batı Anadolu kronolojisinde Orta Kalkolitik dönem ile ilişkilendirilebilir. Çünkü antik Troas bölgesi ile özdeşleşen ve ilk yerleşiminin M.Ö. 3000 civarında başladığı ünlü Troya yerleşimin öncesinde bölgede neler olduğu ve ne tür kültürlerin hakim olduğu hep merak konusu olmuştur. Bu bakımdan Kalkolitik Smintheion kazılarının en önemli yanı Troya öncesi bölgede gelişen kültürleri tanımlama konusunda bilgi sunmasıdır.

Tapınak:

M.Ö. 2. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir. Ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi yer almaktadır. Tapınağın ölçüleri; 23.20m. x 41.65m. dir. Alt yapısında üç farklı tür taş kullanılmıştır. Temel, yöreye özgü volkanik tüf taşından yapılmıştır. Üzeri çevrede çok görülen andezit-bazalt taşı ile kaplıdır. Bu blokların üzeri de mermer kaplıdır. Üç bölümden oluşan tapınağa  11 basamak ile çıkılır. Bu bölümler, giriş sırasıyla, pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos (arka oda) dur.

Tapınağın, Anadolu Attik tipi bir kaide üzerinde yükselen 44 adet sütunu her biri üst üste konmuş 7 parçadan (tamburdan) oluşmaktadır. Yedinci sütun tamburu boğa başı-çelenk süsleri veya mitolojik sahneler ile bezelidir. Bu son tamburun üzerinde ion sütun başlığı bulunmaktadır. Sütunların üzerinde inci-makara dizisi ve ion kymationu ile süslü arşitrav blokları (baştaban) ile bu blokların üzerine oturan, yüzlerindeki kabartmalarda Akhalılar ile Troialılar arasındaki Troia savaşlarına ait mitolojik konuların anlatıldığı friz blokları yer almaktadır. Yapı, friz bloklarının üzerine gelen diş sırası (dentil), saçak (geison), üçgen alınlık (pediment), sima ve kırma çatı ile son bulmaktadır. 

Su yapıları:

Smintheion’un, kutsal kaynağın yanı başında kurulması sebebiyle su kaynağı bir yerde mimarinin de şekillenmesine öncülük etmiştir. Bu bağlamda suya fazlasıyla gereksinim duyularak tapınak ve çevresinde su ile ilgili birçok yapı yer almaktadır. Bu tür yapılardan geç antik çağda inşa edilen ve tapınağın doğusunda yer alan depoların daha anıtsal ve işlevsel olanları 2006 ve 2007 kazı sezonlarında ortaya çıkarılmıştır. 2011 yılında ise bu su depolarının onarım ve koruma işlemleri devam etmektedir.

Roma Hamamı:

2006-2008 yılları arasında yapılan kazı çalışmalarında 7 adet su deposunun ortaya çıkarılması, su ile ilgili yapıların en azından suyun önemli bir yaşam unsuru olduğunun belgesi olarak tarafımızdan algılanmıştır. Bu bağlamda 2008 yılında yapılan kazı çalışmaları su ile ilgili farklı yapıların ortaya konmasını amaçlamıştır. Suyun kullanıldığı yapılardan ilki Roma hamamıdır. Hamam, tapınağa yaklaşık 14-15 m’lik uzaklıkta yer alan su depolarının kuzey batısında, tapınağa ise yaklaşık 57-60 m’lik uzaklıkta yer almaktadır. Günümüze kadar bir tek duvarı ayakta kalan hamamın toprak üzerindeki bu kısmı kemer görüntüsü almış ve 2008 yılında bu duvar kazılarak onarımı yapılmıştır. Kazılar sonrasında hem yapının yıkılması önlenmiş hem de kazı çalışmalarıyla büyük bir kısmı açığa çıkarılmıştır.

Yapı plan açısından, Anadolu ve diğer Roma egemenliği altındaki bölgelerde inşa edilen örneklerden oldukça farklıdır. Özellikle plan ve boyut olarak bu durum bölge açısından da üniktir. Asıl mekânlar hamam planına uygun olarak güney-batı kuzey-doğu yönde uzanmaktadırlar. Bu plan oturtma şekli, Vitruvius’un “Hamamlar için ilk olarak, mümkün olan en sıcak konum seçilmeli yani, kuzey ve kuzey-doğu yönleri dışında bir yön seçilmelidir…” kuralı uygulanmamış, bu kural yerine arazinin durumu göz önüne alınarak planlama yapılmıştır. Ana mekânlar birbirine bitişik ve paralel 4 odadan oluşmaktadır. Bu düzenlemesiyle sınıflandırma açısından sıra tipi hamamlar grubunda değerlendirilebilir. Bu plan dizilişi hem mimari anlamda hem de yıkanma aşaması olan ve ılıktan sıcak mekânlara doğru ilerleyen bir sıra takip eder. Anadolu ve Anadolu dışındaki örnekler incelendiğinde benzerini bulmak zordur. Genel anlamda ana mekânların dizilişi dışında diğer örneklerden ayrılmaktadır.

Yapılardaki klasik plan okuma sistemi Smintheion örneğinde sıcak mekândan soğuk mekânlara doğru bir anlatım düzeni tercih edilmiştir. Bu bağlamda caldarium (sıcak mekân), tepidarium (ılık mekân, caldarium ve apodyterium arasındaki ısının kaçmasını önleyen ve fazla sıcak olmayan mekân), soğuksu havuzu içeren frigidarium (soğuk mekân) ve tanımlama amaçlı bir kısmı açılan apodyterium (soyunma veya elbise değiştirme mekânı) olmak üzere üç ana mekân tanımlanmıştır.

Roma hamamlarında en önemli konu ısıtma sisteminin düzenlenmesi ve sıcak suyun sağlanmasıdır. Hamam binasını ısıtmak ve yıkanılabilir bir duruma getirmek için iki önemli unsur şarttır; bunlar sıcak su ve sıcak havadır. Dolayısıyla suyun kullanımı ve özellikle sıcak su elde etme bazı düzenlemeler gerektirmektedir. Bunun için temiz suyun hamama ulaşması ve ısıtılmasının yanı sıra suyun ısıtılması aşamalarını irdelemek gerekmektedir. Antik döneme ait bir yazıt üzerinde “… burada (hamamda) ne su ateşi söndürür, ne de ateş suya ilişir…” ifadesiyle her iki unsurun birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu ve birbirlerini tamamladığını göstermesi açısından dikkate değerdir. Romalılar su ve ateşi insanın ihtiyacına göre düzenlemiş ve bunu hamamlarda en güzel şekilde uygulamıştır. En basit hamamlardan imparatorluk hamamlarına kadar her bölgede hamam inşa edilmiş ve özellikle hizmet alan ana mekânların yanına hizmet veren mekânlar da yapılmış ve en mükemmel hale gelmişlerdir. Roma hamamlarının temelinde ısıtma sistemi yatar.

Antik mimar Vitruvius’un da geniş bilgi verdiği ısıtma sistemi, “asma tavan” ‘hypocaust’ veya ‘alttan ısıtma sistemi’ olarak bilinmektedir. Roma hamamlarının temel özelliklerinden biri olan hypocaust, ‘aşağıdan ısıtılan fırın’ anlamındadır.

Hamamlarda zemin dışında duvardan ısıtma sistemi de kullanılmıştır. Tubuli veya Tegulae mammatae’nin kullanımı ile içi boş duvar sağlanır ve duvarda da bir yalıtım sağlanırdı. Smintheion’da kullanılan içi boş duvar yapımının uygulaması ise tegulae mammatae ile sağlanmıştır. Bu tuğlalar genelde kare biçimlidir ve köşelerinde ve bazen içe doğru yer alan ve dışa çıkıntılı ‘memeler’ ile duvara yaslanarak tuğla ile duvar arasında boşluk oluşturulurdu. Duvara tutturmada ise ‘T’ şeklinde metal çiviler kullanılmıştır.

Apollon Smintheia Pauleia Spor Oyunları:

Son yıllarda ortaya çıkarılan heykel kaideleri, adak anıtları ve onurlandırma yazıtları, kutsal alan ve işlevi konusunda hamamı da içine alarak yeni bulgular vermektedir. En azından gymnasium ve büyük hamamlarda görülen bir palaestra’nın veya spor ve şenliklerin yapıldığı geniş bir alanın varlığı düşünülebilir. Çünkü kutsal alan açısından apodyterium ve frigidarium arasında ele geçen bir heykel kaidesi üzerindeki yazıt, Latincedir ve kutsal alanın işlevini yeniden ele almayı gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda hamam kutsal alana gelen ziyaretçiler, sporcular ve kutsal alana hizmet edenler tarafından kullanılmış olmalıdır. Bunun dışında hamama apoyterium kısmından bağlanan bir caddenin kalıntısı tespit edilmiştir.

Bu cadde ve ilerleyen aksında ortaya çıkartılan heykel kaideleri; kültür, sanat ve sosyal açıdan ilkleri barındırmaktadır. Heykel kaideleri ve adak anıtlarının tümü, geç antik dönemde duvarlarda devşirme örgü malzemesi olarak kullanılmış ve şans eseri fazla tahribat görmemişlerdir. Yaklaşık 30 metrelik bir alanda toplam 19 adet heykel kaidesinin ortaya çıkması ve bunlardan 4 tanesinin özgün kaidelerin yanında yatık durumda ele geçmiş olmaları hamam, Apollon Smintheia Pauleia spor oyunları ve sosyal yaşamın iç içe olduğu din ve sanatın bir arada kullanıldığını göstermesi açısından bir ilktir. Yaklaşık bütün heykel kaideleri üzerindeki yazıtlar dikkate alındığında Apollon Smintheia Pauleia şenliklerinde düzenlenen pankration oyunlarında ödül ve derece almış sporcuların onurlandırılma yazıtlarıdır ve her birinin üzerinde kendi heykelleri dikilmiş olmalıdır. Bu duruma açıklık getiren ve ilaç ezme tablası ve bazı tıp aletlerinin ele geçmiş olması bu sporlarla alakalı olmalıdır. Bu heykellere ait herhangi bir bulgu ele geçmemiş olmasına rağmen kutsal alanın ev sahipliği yaptığı şenliklerin ve katılımların geniş bir coğrafyaya yayıldığını söylemek mümkündür.

Bu kaidelerden birisi üzerinde betimlenmiş figürler Apollon’un simgelerini bir arada barındırması ile önemlidir. Bu simgeler arasında tripot, opmhalos, defne dalı ve kuzgun yer almaktadır. En önemlisi ise kuzgun’un ağzında silik durumda korunmuş olan Apollon’un Smintheion’daki sıfatı olan “sminthos” (fare) betimlemesidir.

2011 yılı çalışmalarının ilk ayında ise bu yazıtlara 9 yeni yazıtlı heykel kaidesi ve onurlandırma anıtı daha eklenmiştir. İleriki yıllarda yapılacak kazı ve araştırmalar, kutsal alanın hemen hemen her noktasında bu şenliklere ait adakların, onurlandırma yazıtlarının ve heykel kaidelerinin ortaya çıkarılacağına işaret etmektedir. Çünkü Roma döneminde görkemli hale gelen ve genişleyen kutsal alan, Alexandria Troas’a hizmet eder duruma gelmiştir. İmparatorluk döneminde Roma’nın sembollerinden biri haline gelen bu kent, kutsal alanı da görkemli hale getirmiş hem mimarisi hem de kültürel yaşam itibariyle ön plana çıkarmıştır.

Kutsal Yol:

Asıl önemli olan nokta, son yıllarda yapılan çalışmalarda kutsal yolun bir kısmının ortaya çıkarılmış olmasıdır. Tapınağın 200 m. kuzey batısında yapılan kazı çalışmaları ile tapınağa gelen kutsal yolun bir kısmı açığa çıkarılmıştır.

            Kutsal yolun taban döşeme taşlarının yer yer eksiklerle birlikte varlığı saptanmıştır.

Kutsal yolun doğu kenarında birisi yatık diğeri ise in-situ ele geçen bu anıtlar üzerlerinde yer alan yazıtlar nedeniyle kutsal alanın kimliğine ışık tutarlar. Sağlam korunmuş olmasına rağmen kuzeyde ele geçen anıtın yazıtları okunamaz derecede tahrip olmuştur. Yaklaşık 10 satırdan meydana gelen yazıtta karakterler büyükten küçüğe doğru küçülen bir düzenleme içerisindedirler ve bazı harfler okunabilmektedir. Güneyde yer alan ve kırık örnek ise tek bir parça yazıtla korunmuştur. Apollon Smintheus ibaresinin “...ΟΝ ΣΜΝΘΕΑ”  bölümü korunmuştur.  Bu parça yazıt ile yolun, Apollon Smintheus tapınağına giden kutsal yol olduğu bir kez daha doğrulanmaktadır.

Yalnız bu anıtların malzeme, işçilik ve içerik açısından Alexandria Troas kentinde ele geçen örneklerle benzerlik içinde olması şaşırtıcı değildir. Çünkü bu anıtların yer aldığı döşeme taşlarının teknik, malzeme ve anıtların içeriği açısından Alexandria Troas ile benzerdir. Kentte yer alan Apollon kutsal alanı ve Smintheion kutsal alanı mimari inşası açısından aynı dönemin ürünleridir. Bu bağlamda Alexandria Troas kentinde 2006 yılında ele geçen ve Apollon’un rahip ve rahibelerine adandığı düşünülen yazıtlar bu bağı vurgular niteliktedir.

            Kısaca, kutsal alanın sadece Helenistik dönemde değil Roma döneminde de doruğa ulaştığı ele geçen arkeolojik malzemeyle desteklenmektedir. Bizans döneminde ise kutsal alan bir yerleşim yeri rolünü üstlenmiş ve kullanılan alanın sınırları iki kat genişlemiştir. Tapınak, Bizans döneminde olasılıkla bir kiliseye dönüştürülmüş ve özgün mimari formundan uzaklaşarak büyük oranda tahrip olmuştur. Çevrede yapılan araştırmalarda tapınağın yalnızca kiliseye dönüştürülmediği aynı zamanda çevrede inşa edilen kiliselerde ve şapellerde devşirme olarak kullanıldığını görmekteyiz.

Genel niteliği itibarı ile Gülpınar kazıları, günümüz Gülpınar yerleşiminin arkeolojik veriler ışığında kalkolitik dönemden itibaren yerleşim gördüğü kesinleşmiş bulunmaktadır. Kutsal alanda arkaik Apollon kutsal alanlarında var olan kutsal kaynağın tapınakla bağlantısı ortaya konmuştur. Ayrıca tapınağa gelen kutsal yolun varlığı son kazılarla doğrulanmıştır. Devam edecek olan kazılar, hem kutsal yolun diğer yapılarla hem de tapınakla olan bağlantısını ortaya koyacak ve kutsal alanın çevre kentlerle olan bağlantısını araştırmaya yönelik olacaktır.

Müze:

Tapınak mimari plastiği ve çevreden toplanan etnografik belge ve eserler Depo-Müze’de sergilenmektedir. Gülpınar Apollon Smintheus Tapınağı bütün yıl boyunca gezilebilir. Tapınak müzesi ise yaz aylarında Temmuz- Ağustos – Eylül  aylarında arkeolojik kazılar süresince saat 06:00 ile 17:00 arasında ziyaret edilebilir.

Dr. Davut Kaplan