19 Eylül 2017 Salı
 EN
 TR
 Twitter
 Facebook

GÖKÇEADA

 

Türkiye'nin en büyük adası ve en Batı ucudur Gökçeada... Yani ülkemizde güneşin en son battığı yer... Eski adıyla İmroz... Güzel denizi, muhteşem su altı florası, bol suyu, bozulmamış doğası,  tarihi Rum köyleri, taş evleri, arnavut kaldırımlı taş sokakları, kiliseleri ile dokusu bozulmamış bir adadır.

Sessizliğini sadece denizin yorulmayan dalgalarının bozduğu ve sahillerinde berrak sularda yorgunluğunuzu atabileceğiniz bu adada, unutamayacağınız muhteşem lezzetler de yakalayacaksınız. Kekik kokulu kuzu eti, leziz balıkları, organik sebze ve meyveleri, zeytin, zeytin yağı, organik keçi peyniri, efibadem kurabiyesi, Rum tatlıları, el yapımı şarapları, dibek kahvesi, sakızlı muhallebi, yabani otlarla hazırlanmış börekler tatmadan dönmemeniz gereken lezzetler... 

Tarih

Çorak topraklarda bereket tanrısı olarak adlandırılan Imbrasos’un bolluk diyarı olarak bilinen İmroz, bugünkü adıyla Gökçeada, Homeros’un İlyada destanında deniz tanrısı Poseidon’un adası olarak geçer. Homeros’a göre, İmrozlular Troya savaşı sırasında Troyalıların yanında yer almışlardır. Yunanlı savaşçı Achilles tarafından esir edilen ve Limni’ye köle olarak satılan Troya Prensi Lycaon, İmroz Kralı Etion tarafından büyük miktarda para ödenerek kurtarılmıştır.

Gökçeada’nın iskan tarihinin ne kadar eskiye gittiğine dair kesin bilgiler bulunmamaktadır. Adanın önceleri müstakil bir idare ile yönetilirken sonradan MÖ.500’lerde Atina şehir devletine, bir asır sonra da Delos birliğine katıldığı ifade edilir. Roma hakimiyeti sonrası Bizans idaresi altına girmiş, Latin istilası sırasında da Latinler’in eline geçmiştir. Bu hakimiyetin sona erişiyle yeniden Bizans topraklarına katılan ada, giderek Venedik ve Cenevizliler’in dikkatini çekmeye başlamıştır. 

Ege ve Karadeniz’de ticari faaliyetleri artan bu devletler, stratejik önemi bulunan adayı hakimiyetleri altına almaya çalışmışlardır. Ada, 1456 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlığı İmparatorluğu topraklarına katılmıştır. 471 yıl Osmanlı idaresinde kalan Gökçeada’da Türk ve Rum vatandaşlar huzur içerisinde yaşamışlar. Dinlerini, örf, adet ve geleneklerini sınırsız kullanmışlardır. 

Kanuni Sultan Süleyman döneminde vakıf haline getirilen Gökçeada, Balkan Harbi sırasında İtalyanlar’ın, 1. Dünya Savaşı sırasında İngilizlerin, kısa bir süre de Yunanistan’ın egemenliğine geçmiştir. Lozan Antlaşması neticesinde 22 Eylül 1923’te Türkiye Cumhuriyeti topraklarına fiilen katılmıştır. Bu tarih Gökçeada’nın kurtuluşu olarak kutlanır.

Coğrafya

Gökçeada, Türkiye’nin en büyük adası olarak 289.5 km2 yüzölçümüne ve 95 km. kıyı şeridi uzunluğuna sahip. Adanın kuzey-güney uzunluğu 13 km., doğu-batı uzunluğu 29,5 km.'dir.

Çanakkale Boğazı’nın kuzeybatısında yer alan Gökçeada’nın kuzeyinde Semadirek Adası, doğusunda Gelibolu Yarımadası, güneybatısında Limni Adası ve güneyinde Bozcaada bulunuyor. Coğrafi yapısı çok engebeli ve volkanik kütlelerden oluşuyor. 

Adanın % 77’si dağlık, % 12’si engebeli, % 10’u ise ovadır. Adanın en yüksek noktası  673 mt. ile Doruk Tepesidır. Adanın deniz ve kara alanı için ön fauna flora envanteri çıkartılmış ve 180 tür deniz canlısı tespit edilmiştir. 

Adanın kuzeyinde deniz canlıları açısından oldukça zengin bir bölge, 1999 yılında Türkiye’nin ilk sualtı parkı ilan edilmiş. Burada her türlü su ürünleri avcılığı yasaklana-rak sadece bilimsel araştırmalara açılmış.

Nüfus

Gökçeada, ilçe merkezi ve 9 köyden oluşmaktadır. Köyler; Kaleköy, Tepeköy, Uğurlu, Eski Bademli, Yeni Bademli, Eşelek, Zeytinliköy, Şirinköy ve Dereköy'dür. Gökçeada’nın nüfusu, 2012 Yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt sonuçlarına göre 8.288’dir.

Ulaşım

Gökçeada'ya Kabatepe Limanı'ndan kalkan feribotlarla ulaşım sağlanmaktadır. Yaz aylarında Çanakkale'den doğrudan deniz otobüsü seferleri de yapılmaktadır. Gökçeada Kuzulimanı'ndan Çanakkale'ye uzaklık yaklaşık 32 mil ve 2 saat 30 dakika sürmektedir, Gelibolu Yarımadası'ndaki Kabatepe Limanı'na ise 14 mil uzaklıktadır ve 1 saat 45 dakika sürmektedir.

İstanbul yönünden gelen ziyaretçiler için Kabatepe Limanı, Anadolu'dan gelenler için ise Çanakkale Limanı daha uygundur. İstanbul'dan Kabatepe yaklaşık 350 Km., (TEM oto yolundan Kınalı Tekirdağ yol ayrımından çıktıktan sonra sırasıyla Tekirdağ, Keşan, Gelibolu, Eceabat üzerinden Kabatepe) Ankara'dan Çanakkale’ye yaklaşık uzaklık  650 Km., İzmir'den Çanakkale yaklaşık uzaklık 330 Km., Bursa'dan Çanakkale yaklaşık uzaklık 280 Km.'dir. Özel araçlarıyla gelmek isteyenler, benzinliklerde kolayca bulunabilen karayolları haritalarından faydalanabilirler.

Son iki yıldır yaz aylarında, Gökçeada Havaalanı'na İstanbul'dan uçak seferleri düzenlenmektedir.

Gezilecek Yerler

Zeytinli Köyü: Adanın gezilmesi gereken en ilginç Rum köyü... Barba Hristo'nun restoranını da es geçmeyin. Bademli, Zeytinli, Tepeköy ve Dereköy  kentsel sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan Rum köyleridir. Bu köylerde nüfusun çoğunluğunu Rumlar oluşturmaktadır.

Kaleköy: Adanın bir başka hareketli köyü...

Aydıncık: Kefalos plajı ve denizi muhakkak görülmeli. Rüzgara açık olduğundan burada sörf ve uçurtma sörfü yapılabiliyor. 

Laz Koyu: Bu koy ise fazla rüzgar almıyor, daha sakin...

Tuz Gölü: Aydıncık ve Kefalos plajının ortasında yer alan Tuz Gölü'nün derinliği ortalama 1 mt. , genişliği 1 km.'dir.  Deniz suyu ve yağmurlarla oluşmuştur.

Sualtı Milli Parkı: Türkiye'nin ilk sualtı parkı olma ünvanına sahip. Adanın kuzeydoğusunda, Kaleköy ve Kuzulimanı arasında yer almaktadır. 

Peynir Kayalıkları: Kuzulimanı'nın hemen solunda yer alan Kaşkaval Burnu, üstüste dizilmiş peynir kalıplarını andırmaktadır. Ancak denizden tekne ile görülebilir. me şansınız var. Kuzulimanı ya da Kaleköy'deki balıkçı tekneleriyle anlaşarak bu şansı yakalayabilirsiniz.

Ayrıca, Kaya  Mezarı,  Çınarlı Ovası'ndaki 5 bin yıllık Höyük, lahit mezarlar, Kaleköy'de Cenevizlilerden kalma bir kale kalıntısı, Kapıkaya mevkiinde Şeytan Kayalıklarında eski bir kale kalıntısı, Güzelcekoy'da İngilizler'in kullandığı Birinci Dünya Savaşı'ndan kalma Karargah,Roksados mevkiinde, dünyanın en eski barajlarından birinin kalıntıları ve denizdeki batıklar da görmeye değerdir.